2 Temmuz 2013 Salı

Nostalji

Biraz nostalji yapalım dedim ve ikinci sınıfta yazdığım şiirlerimi paylaşmak istedim sizlerle :)

ATATÜRK

Oldu cumhurbaşkanı

Ziyaret etti tüm halkı
Böbürlenmedi büyüğüm diye
Eşit gördü tüm halkı

Çocukla çocuk
Büyükle büyük
Yaşlıyla yaşlı
Oldu hep ATATÜRK

ATATÜRK


Atatürk kurdu cumhuriyeti

Türküm, dedi, çalışıp başardım
Atatürk devrimler yarattı
Türküm, dedi, bunu övünüp başardım
Ürkmeden savaştı
Resim, müzik, şiir anlatın
Kemal Paşa'yı!


Cebimdeki Tom ve Jerry


Bir gün baktım cebime,
Bir cebimde Tom, diğerinde Jerry
Yere koydum ikisini
Kovaladılar birbirini.

Sanki kovalamaç oynuyorlar.
Birlikte yemek yiyorlar
Akşam olunca uyuyorlar
Sabah yine oyuna başlıyorlar.

İyi arkadaş oluyorlar
Beni güldürüyorlar
Sonra televizyona girip çıkıyorlar
Çok iyi arkadaş oluyorlar.

Biz de iyi dost olalım
Çok iyi arkadaşlıklar kuralım.

Zeynep Sina ERSAN
2-B  148


29 Kasım 2012 Perşembe

Seni Hatanla Seviyorum Öğretmenim

Hata yapamaz mısın sen de
Ufak bir işte
Karıştırma olamaz mı
Engin bilgilerinde

Belki dalgındın
Yahut kötü bir olay yaşadın
Aklın bir yere takıldı, karıştırsın
Olsun, ne çıkar ki?
Ben seni hatanla seviyorum öğretmenim.

Sen insan üstü bir varlık değilsin ki dört dörtlük olasın
Her işi kusursuz yapasın
Sen, sadece mükemmele biraz daha yakınsın
Ufak yanlışlarınla harikasın
Ben seni hatanla seviyorum öğretmenim.

Bizim için çalıştın çabaladın
Bu uğurda ne fedakarlıklar yaptın
Bir yerde adımını, belki, yanlış attın
Ne yani, bu dünyanın sonu değil ki...
Ben seni hatanla seviyorum öğretmenim.

Zeynep Sina Ersan

17 Ekim 2012 Çarşamba

Başka Çocukları Serüvene Çıkaracak Kanatlı Kaptan


 Down Sendromlu bir çocuktu Elnur. Okuyamıyor, düzgün cümleler kuramıyordu. Ama çok bağlıydı kitaplara. Dedesi her gün onu yanı başına oturtur ve usulca okurdu. Anlardı Elnur. Kimi zaman güler kimi zaman ağlardı. Kitabın zevki bir sarmaşık gibi her bir hücresini şefkatle sarmış, kanına girmişti.

 Dedesinin onu sayısız yolculuğa çıkardığı yer aydınlıktı. Rahat, yumuşak armut koltuklar vardı. Önünde sıcacık kahvelerin -Elnur için meyve suyu- durduğu ufak bir sehpa... Bejdi duvarlar. Çoğu kişi sevmezdi bu rengi ama Elnur için sarılardan, yeşillerden, mavilerden kat kat güzeldi. Bir de dedesinin kitaplığı... Cilt cilt kitaplar sıralanmış, onların dilinden anlayanlara "Hey dostum! İçimdeki serüvene katılmaya ne dersin?" diye seslenirdi. Bu öyle bir seslenişti ki boyun eğmek imkansızdı. Görünmez bir halatla seni kendine çekerken
yardım ederdin onlara.

 Elnur'da o odaya her girdiğinde çekilirdi. Kitabı incitmekten korkarcasına nazikçe eline alır, yerine kurulur ve okuyamasa bile özenle çevirirdi sayfaları. Dedesi onu gördüğünde dudaklarının kenarını hafifçe kıvırır, içten bir gülümseme ile "Acemi Gezgin yine iş başında. Kaptan da geldiğine göre başlayalım mı?" derdi. Elnur kendisine 'Acemi Gezgin' denilmesini severdi. Dedesi koltuğuna ağır ağır ilerlerken Elnur'un yüzünden okunan heyecan ortamı doldururdu. Dedesi yerini alırken kitaba gözlüklerinin üzerinden bakar "İyi seçim." derdi.

Yine o günlerden biriydi. Elnur yeşil ciltli bir kitabı eline almış, yerine kurulmuştu. Bir gün kendisinin okuyacağını hayal ediyordu. Hayal gemisinin kaptanı olacaktı. Dedesini çıkaracaktı yolculuğa. Kitabım kapağına baktı. Göklere doğru yükselen bir gözlük vardı. Dedesininkiler gibi yuvarlaktı camları.

 Bu işte bir gariplik vardı. Hissediyordu Elnur. Kapıyı çalmak üzere olan bir felaket. Balkona çıkıp beklemeye karar verdi dedesini. Ama gelen yeşil bir arabaydı. Daha öncede gelmişti bu araba mahallelerine. Kabus arabasıydı. Öyle demişti dedesi. Çünkü geldiğinde yan evden çıkan acı feryatlar evdeki avizeleri sallanmıştı sanki.

 Elnur aşağıda sarı saçlar gördü. Annesiydi bu. Hemen indi yanına. Ağlamaklıydı annesi. Elnur anlamıştı kötü bir şey olduğunu. Arkadaki üzeri örtülü kutuyu sordu. Rahatça bir insan sığabilirdi içine. Ama kim isterdi ki bunu?

 "Deden onun içinde bir yolculuğa gidecek." dedi annesi. Bunu söylerken gözlarinden akan yaşlara engel olamadı. Onsuz mu gidiyordu dedesi? Acemi gezgini olmadan? Elnur buna inanmak istemiyordu. Hem neden o rahatsız kutu? O anda anladı. Göklere yükselmişti dedesi. Kutunun yanına koştu ve kollarını soğuk yüzeyine sardı. Yüzünden süzülen tuzlu yaşlar tenini yakıyordu. Dedesinin gülümsemesi geldi aklına. O başka çocukları serüvene çıkaracak kanatlı bir kaptan olmuştu. O an kendine söz verdi Elnur. Ne olursa olsun hastalığını önemsemeyecek, okumayı öğrenecek ve dedesinin yerine geçecekti.


Zeynep Sina ERSAN

26 Eylül 2012 Çarşamba

Kitap İzi

 Okumayı seven bir insan için dostlarla dolu bir ortamdır kütüphane. Kendini onların yanında kozasından yeni çıkıp güneşi kucaklamış bir kelebek gibi mutlu hisseder. Okurken kaybolur cümlelerin arasında. Satır aralarına saklanmış sırları çıkarır özenle. Sayfayı çevirirken, ilk defa bumgee-jumping yapan biri gibi heyecan duyar. Kafasındaki soruların yanıtlarının o sayfada olduğunu bilir çünkü. Her bir kelime nakış gibi işler beynine. Parmak izi gibidir kitap. Her biri ayrı bir etki bir etki bırakır insanın ruhunda. İyi bir okuyucu için merhametlidir. Ama eğer sen onlara kaba davranırsan zalimleşirler. Her bir kelime işkence gibi gelir. Yüzme bilmeyen birisinin Pasifik'te köpekbalığıyla yüzmesi gibidir kitaba kötü davranmak. Eğer naz,k yaklaşırsan içindeki inciyi verir sana. Kısacası kitap seni sana yansıtır
Zeynep   Sina ERSAN

10 Temmuz 2012 Salı

İnternetin İçindeki Hayat


İnternetin hayatımızdaki yeri oldukça büyüktür ve kuşkusuz vazgeçilmez bir parçasıdır. Yemek, uyumak, su içmek gibidir internet. Peki bu herkesin evinden düşmeyen “internet” bize ne derece ve nasıl etkiler? İşte bu soru tartışmaya açıktır.
            İlk önce zararlarından bahsedelim isterseniz. Bu zararlar hepinizin bildiği ama kabullenemediği şeylerdir. İşte zararlara doğru yapacağımız küçük tur başlıyor.
İlk durağımızın adı bağımlılık. Evet, doğru duydunuz “Bağımlılık” dedim çünkü internet nikotin gibi kendine bağımlı yapar. Sosyal paylaşım siteleri, sosyal paylaşım sitelerindeki oyunlar, oyun hileleri bulma çabaları… Hepsi birer birer insanın kanında dolaşır ve tüm vücudu turladıktan sonra beynine ulaşır. Günlerdir aç kalmış köpek gibi kemirmeye başlar beyni. “Acaba durumumu kaç kişi beğendi?” “Profil resmime kimler nasıl bir yorum yaptı?” “Hiç arkadaşlık teklifi var mı?” “Takipçi sayım kaç olmuş?” o da olmadı “Kimler beni Retweet yaptı?” diye düşünmeye başlar insan. Çoğu zaman bu düşünceler yüzünden elimizdeki işlere odaklanamaz, olmayacak hatalar yaparız ve bu ufacık hata sarf ettiğimiz tüm çabalara mani olabilir. Tabi böyle bir durum insanın moralini bozar, sinir küpü yapar.
            Ah neredeyse unutuyordum sosyal paylaşım sitelerindeki oyunlar benim tabirimle “sanal sigaralar” var. İnsanlar sanal tarlalardan sebze toplayabilmek için dışarı çıkmaz oldu. Bir işe de yarasa. Sadece boşa zaman kaybı. Çiftliği, tarla işleriyle uğraşmayı seviyorsan bunu neden internette yapıyorsun ki? Bir tarla bul. Ek, biç, işle… Hem zaman boşa gitmez hem de ülke ekonomisine katkıda bulunursun. Ama yok kimse istemez bunu. Bir kere o internet ya çekici gelir insana. Tık tıkla tüm bahçeyi sürmek. Var mı daha iyisi? Ay olmaz mı bir de akvaryumda balıklara bakarsın. Yemle, dekore et oh mis. Bir de büyütünce satarsın onları yenilerini alırsın. Balıkları seviyorsan gidersin bir dükkana alırsın 1-2 balık kendi elinle beslersin. Aklınızdan geçen cümleyi tahmin edebiliyorum: “Şimdi o akvaryumu kim temizleyecek?” Sen yapacaksın. Elinde fare varken yapmayı biliyorsun da temizlik süngeri varken mi yapamayacaksın?
            Gelelim ikinci durağımıza: psikolojik sorunlar. Bu alanda ele alınacak en iyi örnek çocuklar. Bilgisayar oyunlarında sürekli kazanmaya alışan çocuklar ufak bir yenilgide yeri göğü birbirine katabiliyorlar. Bir bölümü geçemedikleri zaman sinir krizine girebiliyorlar ve bu ebeveynleri de etkiliyor. Çocukların geçirdikleri sinir krizleri onları aşırı derecede üzebiliyor. Bir diğer olumsuz etkisi ise çocukları şiddete yöneltmek oluyor. Oyunun bir etabından ölen bir karakter diğer etapta ya da oyun yeniden açılınca tekrar doğuyor. Bizim için son derece normal olan bu olay çocuklar tarafından farklı algılanabiliyor. Gerçek hayatta da böyle olacağını, bir arkadaşının canını yakınca tekrar düzeleceğini zannedip zarar verici hareketlerden kaçınma gereksinimi duymuyor. Bunu düzeltmek için de psikolojik tedavi alıyorlar ve diğer arkadaşları deli gözüyle bakıyor.
Sıradaki durak bedensel ve zihinsel gelişimdeki gerilik. İlk önce bedenselden başlayalım. Çocuk gün boyu dışarı çıkmıyor. Çıkmayıp ne mi yapıyor? Tabiki bilgisayar başına oturmuş oyun oynuyor. İnsanların gelişmesi için en önemli etkenlerden biri sağladığı D vitamini ile Güneş değil midir? E o zaman dışarı çıkmayan çocuk güneş göremez dolayısıyla bedensel gelişmesinde eksiklik kalır. Ufacık bir sporda yorulur çünkü alışık değil. Spor sanal ortamdaysa üzerine yoktur çünkü sadece parmakları tıkır tıkır işler. Vücudu hemen yorulur.
            Şimdi de zihinsel gelişime değinelim biraz. Çocuk bütün aklını bilgisayar oyunlarına yatırırsa var olan zekasını nasıl ilerletecek? İlerletmeyi bırakın geriletmezse şanslıdır. Bu nasıl mı olacak? Beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok gelişir ve zeka da buna bağlı olarak o kadar artar. Sen bunu hiç çalıştırmazsan sana durduk yerde zeka aşılanmasını da bekleyemezsin.
            Asosyallik problemi var günümüzde. Bunu da internete bağlıyorum çünkü insanlar bilgisayar başından kalkmıyor. Dolayısıyla birbirleriyle bile internetten görüşüyor. Bu da biraz asosyallik durumunu meydana getiriyor.
            “Bu kadar olumsuzluğun yanında olumlu özellikler de vardır değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette var ve şimdi onlara değinmek üzereyiz.
            İlk yararımız kolaylıktır. Eskiden bir bilgiyi ansiklopedilerden 1-2 saatte bulurken şimdi ise kendisi başlı başına bir ansiklopedi olan internetten birkaç anahtar kelimeyle anında bulabiliyoruz. 1 saniyeden bile kısa zamanda binlerce kaynağı önümüze seren internetin bu faydası göz ardı edilemeyecek kadar büyük.
            Haberlerin hızlı yayılmasını sağlar internet. Birçok gazetenin web sayfasında haberler “Son Dakika” damgasıyla anında düşüyor ve insanlar da rahatlıkla öğrenebiliyor. Dünyanın öbür ucundaki bir ülkede olan bir olaydan saniyeler içinde haberdar oluyoruz. Dünyadaki pek çok insan haberleri bu yolla kısa bir sürede öğrendiği için dünyada ister istemez bir birlik oluşuyor.
            Unutmadan bir de biz öğrenciler için eğlenceli bir şekilde ders çalışmamızı amaçlayan siteler var. Animasyonlarla, konu anlatımları ve eğitici oyunlarla konuları daha iyi kavrayabiliyoruz ve kullanan çoğu öğrenci başarıyı yakalıyor. Ama nedense bu tür sitelerde takılmak yerine oyun oynamak daha çekici geliyor. İşte yararı kendi ellerimizde zarara dönüştürüyoruz.
            Dördüncü ve aklıma gelen son yararı sevdiklerimizle rahatça görüntülü ya da görüntüsüz iletişim kurabilmemiz. Kilometrelerce uzaklıktaki arkadaşlarımız, ailemiz, akrabalarımızla tek tıkla yüz yüze konuşmak, seslerini duymak gerçekten de harika bir şey.
            İnternetin olumlu yanları da var olumsuz yanları da. Tek diyebileceğim internet sizi değil siz onu esir alın.

Zeynep Sina Ersan

11 Nisan 2012 Çarşamba

BAYCA'NIN MEKTUBU

BAYCA'NIN MEKTUBU   
  Merhaba! Benim adım Bayca. Cahit ARF gezegeninde Tokikoki şehrinde yaşıyorum.Ben 11 lokimheyimdeyim.
      Burada üç tane şehir vardır.Bunlar Tokikoki, Mijtoni, Flonbi şehirleridir. Tokikoki ormanlık bir şehirdir.Herkes strer,lofor,mişoyohin gibi araçlar kullanırlar.Tokikoki şehrinin jalarları ormana çok önem verirler.Dünyada en sevdiğim ülke Türkiye’dir.Mijtoni’de Türkiye’ye benzer. 3 tarafı hiji ile çevrilidir.Hijilerin %99 keşfedilmiştir.Mijtoni’nin tarihi eserleri çok fazladır.Bu şehrin jalarları ise tarihe,kültüre ve suya çok önem verir. Bütün gezegene su buradan yayılır.Flonbi ise en önemli şehirimdir.Öyle ki bütün buluşlar buraya gönderilir,burada değerlendirilir, hata varsa düzeltilir,üretilir, denenir ve sorun çıkmasa kullanım sunulur.Birazda görünüşümüzden bahsetmek istiyorum.Gözümüz yüzümüzün 3/2 kaplar.Yani ne zaman istersek her yönü görebiliriz.Stanpontlarla duyarız.bunlar görülmeyecek kadar küçüklerdir.Ağzımız küçük. 8 bacağımız, 4 kolumuz var.İcatlarımızdan bahsetmek isterim.En son otantik bir koltuk bulundu ve budan bilgisayar yapıldı.Uzay mekiğini benim famam buldu Oyunlarımızdan söz edelim.En geleneksel oyunumuz astonokömijifotimalizoyis’dir.Bu oyunda 40 kişilik gruplarla bilim,tarih,spor ve genel kültür konularında yarışılır.Kazanana en son icatlardan verilir.bu oyunun dışında kasitoji,foti,hokki gibi oyunlarımızda gelenekseldir.Bizler her yıl uzay kampları yaparız.Bu kamplarda yıldızlar ve gezegenler arası yolculuk yaparız.Uzay teknolojimiz o kadar gelişmiştir ki sizin güneşinize 5 saniyede ulaşılır ama istersek 1 milyon ışık yılında da gelebiliriz.Biz Bilsonik galaksisindeyiz.Bu galaksi Samanyolu’na 985621003258 ışık yılı uzaktadır.Bizim güneşimiz yok ama okatı yöntemi ile aydınlanırız.Bizim gezegenimizin 88 tane uydusu vardır ve bu uydular 450 yılda bir üst üste  gelir.BU olay 1 hafta sonra gerçekleşecek.Gezegenimizin 27 tane kuşağı vardır.Bunlardan 17 tanesi kızıl ötesidir ve 7 tanesi de devasa boyuttadır.
        Cahit ARF gezegeni  böyle bir yerdir.Sizde gelmek isterseniz hemen bize bildirin siz zaten seçilmiş kişilersiniz.
Zeynep Sina ERSAN

16 Ocak 2012 Pazartesi

KUMANDA TELEVİZYON

  Şu televizyon bitirdi her şeyi. Artık iletişim dediğimiz şey dizilerden ibaret oldu.
  Yok Hürrem’in meseleleri, yok Cemile’nin acıları derken kendi toplumumuzdaki acı çekenleri unuttuk. Beni yanlış anlamayın, ben dizileri eleştirmiyorum. Ben insanımızın dizilerin içinde yaşamasını eleştiriyorum. Bu televizyon yararlı b işe fakat aile içi iletişimi engelliyor.
  Eskiden aile büyükleri sohbetler ederdi. Belli bir yaşa gelen çocukları da alırlardı bu sohbetlere. Herkes katılmak için can atardı. Fakat şimdi öyle mi? Sadece reklam aralarında konuşuluyor. O da diziler hakkında.
  Artık akşam ziyaretleri bile televizyona göre ayarlanıyor. “ O gün dizim var ertesi gün gelsinler” ve ya “ Olmaz ya bu bölümü kaçıramam başka zaman gidelim” gibi cümleler sık sık duyulur oldu. Bir araya gelince yine diziler…
  Aile içinde de öyle. Bir çocuğun ödevi varsa ve ödevini anlamadıysa reklam arasında sormalıdır. Yoksa onu fenadır.
  İnsanları eskiden gerçek hayattaki olaylar üzerdi. Şimdi insanları en çok üzen şey iki dizinin çakışması. Daha sonra dizi karakterlerinin başına gelenler.
 Neyse, lafı fazla uzatmayım. Kısacası izin kumandanız televizyonda değil, televizyonun kumandası sizde olun.
     Zeynep Sina ERSAN

CUMHURİYET İÇİN




Ekimin yirmi dokuzu
Yıl, bin dokuz yüz yirmi üç…
Teşkilat-ı Esasiye tek güç.
İlan etti Cumhuriyeti
Atılan top yüz bir idi.
Bu güne yakışan ise şenlikti.

Kolay olmadı kolay,
Her anı acı bir olay
Bugün rahat isek biz
Geçmişe borcumuz var.

Cumhuriyetimiz için
Zorlu bir savaş dönemi
Kaç Ayşe, kaç Fatma, kaç Emine…
Yetim kaldı, dul kaldı.
Kaç Kezban, kaç Nurcan
Cepheye mermi taşıdı.
Kaç Ali, kaç Mustafa
Cephede aç kaldı
Susuz kaldı…

Pes etmediler yine de
Topraklarımızı korumak için.
Düşmana boyun eğmeden
Göğüs gerdiler,
Mermi yağarken
Yer gök kan kusarken.


Dört yıl çok zorlu geçti
Mehmetçik süngüyle direndi
Düşmanı İmanıyla yendi.
Özgürlük hak edildi.
Atatürk kendi gibi düşündü…
Demokrasi yüzümüzü güldürdü.

Cumhuriyeti korumak görevimiz
Geçmişi öğrenmek ilk işimiz
Rahat uyusun atalarımız
Biz bu günün gençleri
İşimizi biliriz…

Zeynep Sina ERSAN

8 Mart 2011 Salı

BAYRAĞIMA

Hürriyetimin sembolü bayrağıma
Uzanır kızıllığın sonsuza
Dalgalanmalısın dünyada, ayda uzayda
Karanlık hecelerde aydınlığında

Kalbim sevgin ile dolu
Hürriyetin tek yolu
Dağları aşkın ay yıldızı
Bayrağımdır dünyadaki tek doğru

Sakın bunu unutma
Sen mavi göklerde dalgalandıkça
Özgürlüğüm güven altında
                                                                                                       Zeynep Sina ERSAN

18 Ocak 2011 Salı

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!!

Halk yorgundu, yoksuldu
Her kes pes etmiş gibi duruyordu
Topraklarımız işgal ediliyordu
Bunu bitirmek için Mustafa doğdu

Öğrenme aşkıyla tutuşan Mustafa
Vatan, millet aşkıyla yaşıyordu
O güçlü bedeninde 
En asil kanı taşıyordu

19 Mayıs 1919'da çıktı Samsun'a
Başladı oradan yurdu kurtarmaya
Halkını yanına topladı
Onlarla birlikte savaşlara katıldı

Kimse düşünmedi kendisini
Kurtarmaya çalıştı milletini
Bunu başardılar azimle
Başlarında Atatürk ile

Yurdu kurtarmak için dillerde tek bir cümle
"YA İSTİKLAL YA ÖLÜM" götürdü bizi zafere

Zeynep Sina ERSAN

4 Ocak 2011 Salı

ÇANAKKALE HARBİ

Gökten sanki mermi yağıyor,
Her taraf kan ağlıyor,
Canla başla savaşılıyor
600 yıllık bir devlet tarihe karışıyor
Çanakkale Harbinde


Çanakkale Harbinde
Düşman çalışıyor boğazı geçmeye
Ama bilmiyor Türkleri
İnançsız sanıyor bizleri


Analar mermi taşıyor
Askerler cepheye koşuyor
Yaralar sarılmaya çalışıyor
Çanakkale Harbinde


Düşman donanımlı
Bizler inançlı
Ya gazi oluruz ya şehit
Koruruz milletimizi


Çanakkale Harbinde
Dillerde tek bir cümle
" Ya İstiklal Ya Ölüm"
Götürdü bizi zafere


Biz hep hür olduk hür yaşarız
Atamızın sayesinde engelleri aşarız
Bu millet esir olmaz
Tek bir Türk kalsa bile ölmeden vatanını bırakmaz...


Zeynep Sina ERSAN

ÖĞRETMEN

78 yıl geçti Atamızın “Başöğretmen” ünvanını alışının
52 yıl sonra bugün kutlanmaya başlanışının
26.yılı bu kutsal günün bayram yapılışının
24.Kasım aynı zamanda simgesidir barışın

Et kutsal meslektir öğretmenlik
Bunu Atatürk söylemiş
Türk milletinin ilerlemesini istemiş
Bunu için de öğretmenleri göstermiş

Sevgisini, bilgisini verir bizlere
Taşımaya çalışır bizi en güzel günlerimize
İyi bir yere gelip topluma yararlı olmamız için çalışır
Bunu da her öğrenciyle başarır

Zeynep Sina ERSAN

10 KASIM

10 Kasım 1938 veda ediyor atam
Güle güle diyor yaşam
09.05’ de gözlerini kapıyor,
Üzücü haber yurda dağılıyor

Savaşta da beraberdi milletiyle, öldüğü anda da
Mezarına gidiyor bütün halkıyla
Çiftçisi, köylüsü, mühendisi, doktoru
Onunla yol alıyor hala

En üzücü sonbaharı yaşadık
Yaprak döküldü üzerine
Bütün millet birlikte ağladık
Bulutlarda katıldı bizlere

Hep birlikte ağlıyoruz atam
Çok ağır geldi bu acı yüreğime
Dayanamadı o da kan ağladı içimde
Keşke o da seninle gelebilse

Sen rahat uyu atam cumhuriyet bizlerle
Hep ilerliyor en ileriye
Açtığın yolda yürüyoruz birlikte
Her zaman ve her yerde senin izinde

10 Kasımda hep hatırlarız seni
Sende sakın unutma bizleri

Zeynep Sina ERSAN

KAZALARDA

Trafikti dersimiz,
Konumuz ise kazalar,
Dinliyorduk hepimiz,
Anlatılıyordu olaylar.


Yolculuk sırasında,
Takmalısın emniyet kemeri,
Kaza olduğunda,
Odur hayat kemeri.

Pat diye bir ses duyulur,
Kaza sesi işte budur,
Bu sesi duyduğunda,
Saniyelerle boğuşmaya başla.

İşte bu zamanda,
Yanlış müdahale yapıldığında,
Kazazedeyi kurtardığını sanma,
Hemen telefon et acil yardıma,

Telefon ettiğinde verme gereksiz bilgileri,
Şunları ver acil servise,
Durumunu, yeri ve adresi,
İsterler bildirmeni.

Zeynep Sina ERSAN

ÖĞRETMENLER OLMASA

Bilgi çeşmesiyle suladın bizim gibi yeni açmış çiçekleri
Sevgi aşıladın her birimize kötülüklerden korur gibi
Bir sürü bilgiler öğrettin bizim gibi taze beyinlere
Yol gösterdin her zaman genç geleceklere

Sudan yeni çıkmış balık gibi çırpındık
Her şeyi öğrenmek için çabaladık
Biz her seferinde yere düşerken
Senin ile birlikte yeniden kalktık

Her 24 Kasım'da
Bu güzel günleri anımsa
Zeynep Sina ERSAN

30 Aralık 2010 Perşembe

UZAY

Her şey Bigbang'le başladı
Önce toplandı sonra dağıldı
Büyük bir patlama yaşandı

İlk başta parlak yıldızlar doğdu
Bazıları patlayıp karadelik oldu
Onda kopan parçalarla gezegenler oluştu
Cisimler evrenle bu sayede buluştu
Ayda alev topuydu                                                                                        
Daha sonra bağladı kabuk
En sonunda o da soğudu

Yıldızlar patladı karadelik oldu
Onlar gezegenleri yuttu
Bir çekim kuvvetiyle
Onları birleştirdi kendiyle

Evren hep büyümekte
Daha % 1'i bilinmekte
Sınırları yoktur, her zaman genişlemekte
Sonra patlayacaktır her halde.

Zeynep Sina Ersan

BAYRAM OLMAK

23 Nisan 1920'de
Kutlandı Hakimiyet-i Milliye,
Milletimizin hakimiyeti
Bayram oldu bu günde.

Himaye-i Eftal cemiyeti
Düşündü çocukları.
1929 yılında
23-30 Nisan haftası,
Çocuk haftası oldu.
Başlandı kutlanmaya.
İlk gün çocuk bayramı,
Ya gazi ya şehittir
Onların babaları.

Aradan yıllar geçti.
Her 23 Nisan'da
Bulutlar hüzünlendi
Hiç kimse unutmasın
Bugünlere
Hiç kolay gelinmedi.

1979 yılı
Çocuk yılı olmuştu
Unesco bu kararı
Dünyaya duyurmuştu.
Tek televizyonumuz vardı
Onlar da karar aldı
23 Nisan artık
Uluslar arasıydı.

Türk çocuğu paylaştı
Bayramını dünyayla
Biz de şeref duyarız
Her 23 Nisan'la.

Zeynep Sina Ersan